Bizimle iletişim kur

Köşe Yazıları

2022 Yılının En İyi Filmleri

Yayınlandı

on

Radio Mood App

Pandemi sonrası 2022 yılı sinema için bereketli bir yıl oldu. Birbirinden güzel filmler özellikle de yılın son aylarında ardı ardına gösterime girdi. Daha pek çok iyi film de önümüzdeki haftalarda ya da ocak ayının ilk haftalarında hem ülkemizde hem de dünyada vizyona girecek.

Bu sene o kadar çok film izledim ki listeyi oluştururken hangi filmleri seçeceğim konusunda baya zorlandım. O yüzden, 20 filmlik geniş bir liste yapmaya karar verdim. Fakat bu listede benim beğenmediğim; ancak genel olarak beğenilen bazı filmlere yer vermedim. Örneğin Park Chan-wook imzalı “Decision to Leave” ve bu senenin en çok konuşulan işlerinden biri olan “Everything Everywhere All at Once” filmleri listede yer almadı. Her iki filmin de iyi filmler olduğu zaten hem seyircilerden hem de eleştirmenlerden aldıkları geri dönüşlerden az çok anlaşılıyor. Fakat ben her iki filmin de gereğinden çok abartıldığını düşünen taraftayım.

Öyle ya da böyle bir yılın daha sonuna geldik. Umarım her yıl bu şekilde sinema açısından verimli ve sevimli geçer.

20) Prey (yön. Dan Trachtenberg) 7/10

Reklam

Aksiyon türünde artık bir klasik kabul edilen Predator (1987) filminin ardından pek çok devam filmi izledik( gerçi “Prey” bir sequel değil, öncesini anlatan bir prequel). “predator” filminden sonra izlediklerim arasında benim en beğendiğim ise Danny Glover’ın başrolünde yer aldığı Predator 2 (1990) filmi. Diğer filmleri beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Hele ki “Alien”larla çekilen iki filmden bahsetmek bile istemiyorum. Bu anlamda, “Predator” cephesinde artık yeni bir şey yok derken Trachtenberg imdadımıza yetişti ve eli yüzü düzgün bir “Predator” filmi çekmeyi başardı.

19) Triangle of Sadness (yön. Ruben Östlund) 7/10

Ruben Östlund’un son üç filminde neredeyse aynı kuralları uygulayıp jüriden yine aynı sonuçları alması nereden bakarsanız bakın büyük bir şans gerçekten. Bu filmiyle Cannes Film Festivalinde büyük ödüle uzanması ise gerçekten şaşırtıcı. Filmi bu kadar yerdikten sonra neden en iyiler listesine aldın o zaman diyeceksiniz. Filmi listeye aldım; çünkü ” Triangle of Sadness “, özellikle ikinci bölümündeki komedisiyle oldukça kaliteli bir film. Ancak büyük ödülü alacak kadar iyi mi orası kesinlikle tartışmalı.

18) Sr. (yön. Chris Smith) 7,5/10

Robert Downey Jr.’nin babası Robert Downey Sr.’nin zamanında birbirinden ilginç filmlere imza atan bir sinema sevdalısı olduğunu biliyor muydunuz? Hatta çektiği filmlerin birinde annesiyle evlenen genç bir adamı anlatmış. Bu filminden sonra annesi ile arası bir süreliğine bozulmuş. Ancak Jr.’nin yalnızca sinema sevdasını değil babasından bazı kötü huylarını da devraldığını bu hüzünlü ve eğlenceli belgesel filmde öğrenmiş oluyoruz.

Reklam

17) Apollo 10 1/2 A Space Age Childhood (yön. Richard Linklater) 7,5/10

Zamanımızın en renkli ve yetenekli yönetmenlerinden biri olan Richard Linklater, bu filmiyle 60’lar Amerika’sına muhteşem göndermelerde bulunuyor. Ay’a gerçekleştirilecek olan yolculuğu arka planına alan film, NASA’nın etrafında muhteşem bir çocuk olma hikayesi de anlatıyor. Linklater’ın vazgeçilmez oyuncularından biri olan Jack Black’in de sesiyle renk kattığı film, tam bir “boomer” filmi. Fakat o dönemi merak edenlerin de bu filmden fazlasıyla zevk alacağına eminim.

16) RRR (yön. S. S. Rajamouli) 7,5/10

Normalde Hindistan yapımı filmlerin imdb puanlarına pek güven olmuyor. Çektikleri pek çok film aldıkları puan değerlendirildiğinde neredeyse başyapıt düzeyinde. Ancak çektikleri her filmin bu denli iyi olması elbette ki mümkün değil. Bu yıl izlediğimiz ” RRR ” ise kesinlikle aldığı puanı sonuna kadar hak eden epik bir film. Konu itibarıyla oldukça klişe olan ” RRR “, aksiyon sahneleri ve sinematografisiyle gerçek anlamda göz dolduruyor.

15) Thirteen Lives (yön. Ron Howard) 7,5/10

Reklam

2018 yazına damgasını vuran haber Tayland’dan gelmişti. 12 çocuğun yanlarında koçlarıyla birlikte aniden bastıran yağmur sonucu girdikleri bir mağarada mahsur kaldığı haberi tüm dünyada gündemi bir anda işgal etmişti. O zamanlar askerde olduğum için detaylara pek hakim değildim ve nasıl olur da böylesi bir zamanda bu çocuklara günlerdir ulaşılamıyor pek anlam verememiştim. Detaylarını sonradan öğrenmiş olsam da kurtarma operasyonunun nasıl gerçekleştiğini tam anlamıyla öğrenmek bu filme nasipmiş. Ron Howard, bir belgeselci havasında doksanlarda küçükken izlemekten hoşlandığım türden müthiş bir kahramanlık hikayesi anlatmış.

14) Bullet Train (yön. David Leitch) 7,5/10

Brad Pitt, yaşlandıkça oyunculuğuna değer katan aktörlerden biri. Son zamanlarda yer aldığı her bir filme (başrolde olsun ya da olmasın) farklı tiplemeleriyle müthiş katkıda bulunuyor. “Bullet Train” filminin başarısında onun payı çok fazla. Filmin düşmek bilmeyen temposu, başta Brad Pitt olmak üzere filmde kısa da olsa yer alan her bir oyuncunun komediden kaçınmayan güçlü performanslarına çok şey borçlu. “Bullet Train” kesinlikle bu senenin en iyi aksiyon komedi filmi.

13) Hustle (yön. Jeremiah Zagar) 7,5/10

Bu tarz filmleri özlemişiz. Olabildiğince klişe ama işin içinde basketbol ve Adam Sandler da olunca bu filmi beğenmemek mümkün değil. Zaten Adam Sandler istediği zaman sahip olduğu enerjisiyle yer aldığı filmi bir üst seviyeye çıkarabilen bir oyuncu. Sahip olduğu yeteneğini yıllarca kalitesiz komedilerle harcamış olması ise çok üzücü. Filmde gerçek basketbol efsanelerine yer verilmesi de filmin bir diğer artısı olmuş. Özellikle Boban Marjanovic üzerinden yapılan espriler tek kelimeyle harikaydı.

Reklam

12) Avatar the Way of Water (yön. James Cameron) 7,5/10

Bu yılın en çok beklenen filmini tam 13 sene sonra izleyebildik. Çok şükür ki korkulan olmadı ve James Cameron yine harikulade bir filmle karşımıza çıktı. Fakat ben ikinci filmin, bir miktar ilk filmin gerisinde kaldığını düşünüyorum. İkinci filmde de yine muhteşem bir görsellik (özellikle tulkun’ların avlandığı sahne) önümüze sunulmuş; ancak filmin villian (kötü karakter) seçimi bence yanlış olmuş ve filmi tekrara düşürmüş. Kendine has motivasyonları olan yeni bir baş kötü karakter filme eklenebilir ve bu basit hamle ile film bambaşka bir yere ulaşabilirdi.

11) The Batman (yön. Matt Reeves) 7,5/10

Robert Pattinson’dan Batman olmaz dediler, oldu. Christopher Nolan’ın batman üçlemesinin ardından iyi bir Batman filmi çekilemez dediler, Matt Reeves bu önyargıyı da yıktı. Elbette ki bu yıl izlediğimiz “the batman” filmi, the Dark Knight (2008) gibi bir filmle kıyaslanamaz ancak kara filmleri (film-noir) andıran karanlık atmosferi ve polisiye hikayelerden esinlenen kurgusu ile bu yılın en iyi filmlerinden bir olabildi. Hatta bu haliyle devam filmlerinin nasıl olacağı konusunda da izleyicilerde büyük bir merak ve heyecan uyandırmayı başardı.

10) The Northman (yön. Robert Eggers) 8/10

Reklam

Robert Eggers, the Witch (2015) ve the Lighthouse (2019) gibi kalburüstü iki filmin ardından bu sefer 10. yüzyıldan bir Viking hikayesi anlatıyor. Film, Hamlet (zaten baş karakteri ismi de Amleth) benzeri bir intikam hikayesi gibi başlayıp sonlara doğru Oidipus Kompleksine göz kırpıyor. Özellikle, intikam için yollara düşen Prens Amleth’in annesi ile karşılaştığı sahnede Robert Eggers, bildiğimiz tüm klişeleri tek bir sahnede silip atmaya çalışıyor. Gerçi film klişelere bağlı kalsa bile tek başına sinematografisi ile bu yılın en iyilerinden biri olmayı hak ediyor.

9) Tar (yön. Todd Field) 8/10

Todd Field uzun bir aranın ardından üçüncü filmiyle tekrar yönetmenlik koltuğuna oturdu. Bu filmle birlikte çektiği üç film arasında benim için hala en iyisi In the Bedroom (2001) filmi olsa da “Tar” filminin de uzun süresi ve düşük temposuna rağmen oldukça gösterişli bir film olduğunu söylemek zorundayım. Özellikle Cate Blanchett’in olağanüstü performansıyla filmi tek kişilik bir şova dönüştürdüğünü de söylemem gerek. Bu performansın ardından Blanchett’in üçüncü Oscar’ına da uzanması hiç şaşırtıcı olmaz.

8) Licorice Pizza (yön. Paul Thomas Anderson) 8/10

“Licorice Pizza”nın imdb sayfasında 2021 yılı yazması sizi yanıltmasın. Film, 2021 yılının son haftasında Amerika ve İngiltere başta olmak üzere birkaç ülkede vizyona girmiş olmasına rağmen ülkemizde ve diğer pek çok ülkede 2022 yılının ilk haftalarında vizyona girmişti. Bu yüzden filmin bu yılki listelerde yer almasında bence bir sakınca yok. 1970’lerin Amerika’sına hoş ve eğlenceli bir yolculuğa çıkan “Licorice Pizza”, aşka olan naif bakış açısıyla bu yılın en güzel “kendini iyi hisset” filmlerinden biri olmayı başardı.

Reklam

7) The Fabelmans (yön. Steven Spielberg) 8/10

Ne çekerse çeksin onu harika bir noktaya taşıyabilen bir yönetmen varsa o da Steven Spielberg’tür. Kendisi müzikal de çekse izletebilir sıkıcı olabileceğini düşündüğünüz kendi hayat hikayesini de beyaz perdeye aktarsa yine hayranlık uyandırabilir. Uzun zamandır aklında olduğunu bildiğimiz ama ailesini incitmemek adına çekmeyi ertelediği otobiyografik unsurlar içeren “the Fabelmans” filmini bu sene nihayet izleyebildik. Başlarda sıkıcı olabileceğini düşündüğüm ama ufak bir dokunuşla heyecan verici bir noktaya taşınan film, sonundaki John Ford (David Lynch tarafından canlandırılmıştır) sahnesiyle de muhteşem bir final yapıyor.

6) The Banshees of Inisherin (yön. Martin Mcdonagh) 8/10

Yazar kimliği ile bilinen Martin Mcdonagh’ın sinemaya girişi muhteşem bir filmle olmuştu. In Bruges (2008) filmiyle harika bir kara komediye imza atan Mcdonagh, ardından çektiği Seven Psychopaths (2012) filmiyle bir miktar hayal kırıklığı yaratsa da Three Billboards Outside Ebbing, Missouri (2017) ile modern zaman şaheserlerinden birine imza atacaktı. Bu filmin ardından çekeceği filmini de büyük bir merakla bekliyorduk. Colin Farrell ve Brendan Gleeson ikilisinin tekrar bir araya geldiği bu yeni filmde Mcdonagh, İrlanda İç Savaşı’nı da arka planına alıp hatta bazı metaforlarla da doğrudan iç savaşa göndermelerde bulunarak yine harika bir kara komediye imza atmış. Yazarlığının da verdiği yetenekle orijinal karakterler yaratmak konusunda eline su dökülmeyen Mcdonagh, bu filminde de Colin Farrell’ın ustalıkla canlandırdığı Pádraic isminde harikulade bir film karakteri yaratmayı başarmış.

5) Im Westen Nichts Neues (yön. Edward Berger) 8/10

Reklam

Erich Maria Remarque’ın 1929 tarihli ve edebiyat dünyasında bir başyapıt olarak kabul edilen aynı adlı romanından uyarlanan “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” filmi, sanırım ilk defa almanlar tarafından sinemaya aktarıldı. Daha önce ilki 1930 ikincisi de 1979 olmak üzere iki defa Amerikalılar (ikincisinde İngilizlerin de desteği var) tarafından sinemaya ve televizyona uyarlanan bu roman, bence oldukça geç kalınmış bir şekilde nihayet almanlar tarafından da sinemaya uyarlandı. Ancak çok ilginçtir ki en azından dramatik anlamda bu film 1930 yılında çekilen klasiğin yanına yaklaşamamış. Sanırım o filme tamamen benzememek için farklı bir yol izlemek istemişler ve kitapta da yer alan pek çok muhteşem sahne bu filmde kendine yer bulamamış. Yine de ” Im Westen Nichts Neues “, savaşın korkunçluğunu ve anlamsızlığını Paul ismindeki bir gencin gözlerinden duygusal bir dille anlatmayı başarıyor.

4) Guillermo Del Toro’s Pinocchio (yön. Guillermo Del Toro ve Mark Gustafson) 8/10

Guillermo Del Toro’yu az çok tanıyanlar onun tam bir sinema aşığı olduğunu bilirler. Onun röportajlarını izlediğinizde sinemadan bahsederken ki heyecanı gerçekten görülmeye değerdir. Pinokyo’yu tekrardan beyaz perdeye aktaracağını duyduğumda muhteşem bir film izleyeceğimi biliyordum. the Devil’s Backbone (2001) gibi eski filmlerinden esinlenerek yarattığı bu yeni Pinokyo, hem hüzünlü hem de eğlenceli olmayı başarıyor. Bir kalbi olmamasına rağmen Pinokyo’nun o boşlukta taşıdığı ve beslediği duygular, etrafındaki herkese yetecek kadar derin ve değerli.

3) Kurak Günler (yön. Emin Alper) 8,5/10

Listede bir Türk filminin de yer almasını çok istiyordum. Neyse ki bu sene oldukça iyi bir Türk filmi izleyebildik. Nuri Bilge Ceylan tarzından uzak (özellikle genç Türk yönetmenler ne yazık ki bu tarza son zamanlarda çok takılı kaldılar) kendine ait harika filmler üretebilen usta bir senarist ve yönetmen olan Emin Alper, kurak günler filmiyle bizi Anadolu’nun obruk misali açılıp kapanmayan yaralarını görmeye davet ediyor. Yankılar kasabasına atanan genç savcı emre, kendisini içinden çıkılması zor bir siyasi çekişmenin ve zorbalığın içinde bulacaktır. Keşke bu tarz daha çok Türk filmi izleyebilsek. Halbuki bu topraklarda o kadar çok anlatılmayı bekleyen hikaye var ki.

Reklam

2) Aftersun (yön. Charlotte Wells) 8,5/10

Her sene olduğu gibi bu sene de pek çok festival filmi (art house) izleme imkanı bulduk. İçlerinden, ünlü İranlı yönetmen Cafer Penahi’nin oğlu Panah Panahi’nin ilk uzun metraj filmi olan Hit the Road ve Audrey Diwan’ın 1960’lar Fransa’sında genç bir kadının kürtaj yasağı yüzünden başına gelenlerin anlatıldığı Happening filmleri bence övüldükleri kadar başarılı değillerdi. Ancak Charlotte Wells’ın ilk uzun metraj işi olan “Aftersun” filmi, baba-kız hikayesi üzerinden belki de oldukça kişisel bir konuyu estetik ve hüzünlü bir dille anlatarak bu yılın en iyi filmlerinden bir olmayı başarıyor.

1) Top Gun Maverick (yön. Joseph Kosinski) 8,5/10

Aksiyon sineması uzun zamandır büyük bir dar boğaza girmiş durumda. 80’li ve 90’lı yıllarda özellikle de uzak doğu sinemasının da katkıları ile altın yıllarını yaşayan aksiyon sineması, günümüzde artık birbirinin aynısı konuların arasında sıkışmış bir halde. Ancak bir isim var ki aksiyon sinemasını neredeyse tek başına sırtlamayı başarıyor. Bu isim hepinizin bildiği üzere Tom Cruise’dan başkası değil. Aksiyon sahnelerinde dublör kullanmaması, her filminde aksiyon sınırlarını daha da zorlayışı ve bitmek bilmeyen enerjisi ile Tom Cruise eski zamanlardan kalma tam bir film yıldızı. “Top Gun Maverick” filmi de “artık böyle filmler yapmıyorlar” diyebileceğimiz türden muhteşem bir aksiyon fırtınası. Sinema salonlarında izlemekten gurur duyacağınız türden ve sinemanın o eski şaşalı günlerini hatırlatan harika bir film.

Reklam

Köşe Yazıları

Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık Yorumları (Spoilersız)

Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık filmi izlenir mi? Ya da kimler izlemeli? İşte Spoilersız Yorumlar

Yayınlandı

on

Yazan

Radio Mood App

1968 yapımı ve başrolünde Charlton Heston’ın yer aldığı Maymunlar Cehennemi filmiyle başlayan film serisi 10 Mayıs 2024 Cuma gününden itibaren Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık filmi sayesinde yeni bir üçlemenin başlangıcı ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Yakın tarihli Maymunlar Cehennemi filmlerinden 2011 yapımı ve yeni hikayenin başlamasına sebep olan rolde James Franco‘yu gördüğümüz “Maymunlar Cehennemi Başlangıç” filmi ile birlikte 20102lu yıllarda üçleme başlamış ve tamamlanmıştı. Bu üçleme ile birlikte tanıştığımız Caesar (Sezar) isimli maymun ve onun ekseninde gelişen olayların anlatıldığı hikayenin uzun yıllar sonrasında hatta nesiller sonrasında dünyanın, insanların ve maymunların geldiği yeni aşamayı bu filmde izliyoruz.

Maymunlar Cehennemi Yeni Krallığı Maze Runner’ın Yönetmeni Wes Ball Yönetiyor

“Labirent” üçlemesinin yönetmeni Wes Ball imzalı Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık filmi daha başlamadan bana yeni bir üçlemenin sinyalini vermişken filmin sonunda da üçleme olacağına dair ilk ipuçlarını görmüş olduk. Filmde anter credit sahnesi yok ama finaldeki iki ayrı olay çok yoğun şekilde “devam gelecek” mesajı verdi.

Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık filminde aslında yönetmen ve hikaye iyi bir başlangıç yapmasına rağmen dikkatli seyirci için çok da yeni bir şey sunmuyor. Aslında bir çok başka filmde de gördüğünüz olayları bir sır perdesinin arkasına saklayıp bize sunan yönetmen bu açıdan başarılı diyebilirim. Ama son 40 dakika hariç hikayeyinin tamamını gördüğünüzde 2006 yapımı Mel Gibson’ın yönettiği Apokalipto (fragmanını aşağıda izleyebilirsiniz) filminin aksiyon ve gerçekçi dövüş sahneleri açısından sofa bir versiyonunu izlediğinizi fark ediyorsunuz. O filmde de düşman kabileler tarafından saldırıya uğrayan bir kabiledeki baş kahramanımızın kan, revan can tıraş sahneler eşliğinde ailesini ve kabilesini kurtarma hikayesini izliyorduk. Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık bize tam da bunu izletiyor ama bir farkla : bu film hayli uzun olmuş!

Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık Daha Kısa Olmalıydı

Yönetmen Wes Ball bu hikaye sürecinde ormanda bize yaşatabileceği her aksiyonu yaşatabilmek için karakterlerimizin başını sürekli derde sokup yeniden ve yeniden o derdin içinden sıyrılmalarını bize izlettiriyor 2 saat 25 dakikalık süresi olan bu film yaklaşık 1 saat 50 dakikaya kısalsa çok daha dinamik bir yapıma dönüşmüş olacaktı.

Reklam

Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık Filmini Kimler İzlemeli?

Ben bu tarz hikayeleri seyrediyorum Apoalipto’yu da sevmiştim, bitmek bilmeyen olayların olması da benim için sakınca teşkil etmiyor diyorsanız ve Maymunlar Cehennemi serisinin de hayransanız yeni başlayan bu hikayeyi ve muhtemel olarak ardından gelecek filmlerin girizgahını görmekte fayda var filmi kaçırmayın.

Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık Filmini izleyeceklere şimdiden iyi seyirler

Tolga Yiğit

Reklam
Devamını Okuyun

Köşe Yazıları

“Back To Black” Film Yorumları | Spoilersız

Amy Winehouse biyografik filmi “Back to Black” son yıllarda beyazperdede yerli ve yabancı bir çok örneğini izlediğimiz yapımların son örneği. Peki izlenir mi?

Yayınlandı

on

Yazan

Radio Mood App

Amy Winehouuse’un biyografik filmi “Back To Black” merakla beklediğimiz filmlerden birisiydi. Filmi vizyona girmeden 3 gün önce izledim. Müzikleri açısından film Amy Winehouse’u ve tarzını sevenleri hayli tatmin edecek düzeyde bir yapıya sahip. Peki müzikler güzel ama bu film izlenir mi?

Sorunun cevabına hem artılarını hem de eksilerini yazarak geçelim.

Back To Black Filminin Artıları

Filmi izlemeden önce yaklaşık iki saatlik süresi ile acaba uzatılarak sıkıcı mı olmuş diye merak ettirmesine rağmen bitişin ardından yeterli bir süre olduğunu düşündürdü. Bunda en önemli etken ise genç yaşta kaybettiğimiz bu müzisyenin özel hayatı + müzik kariyerini hem onun şarkıları hem de müziğine yön veren diğer şarkıları duyarak geçiriyoruz. Yaklaşık 15 şarkının bu 120 dakika içerisine dağıtılarak izlemek filmin artılarından biriydi.

Baş roldeki Marisa Abela bence şarkıları Amy Winehouse’a çok benzer bir tonlama ile başarıyla seslendirmiş.

Reklam

Filmin soundtrack albümüne imza atan usta müzisyen Nick Cave’in Amy Winehouse için seslendirdiği yeni şarkısı “Song For Amy” şarkısını da duymak hayli özeldi.

Back To Black Filminin Eksileri

Radio Mood Web Yayın Yönetmeni Tolga Yiğit

Filmin en handikaplı noktası tıpkı Whitney Houston filminde de yaşadığımız gibi harika şarkılar olmasına rağmen şarkıların bestelenme süreçlerine ve ardındaki hikayelerin derinine inilemeyişi. Bu filmde sanatçının 27 yaşında aramızdan ayrılışının da etkisi olabilir. Ya kısa yaşamındaki o üretim süreçlerine kimse şahitlik etmemiş ve yönetmene anlatamamış ya da yönetmen izleyiciyi bu anlatımlarla sinemaya çekemeyeceğini düşünerek hayatındaki sıkıntılara ve bağımlılıklarına odaklanmış olabilir.

Bergen, Dilberay filmlerinde de sanatçıların acı, keder ve çile dolu yaşam hikayeleri filmin odağı olmuştu.

Filmde mendil ıslatacağınız bir kaç sahne olmasına rağmen o anlarda da duygusal olarak zirveye çıkamadığımı belirtmeliyim. Belki de siz göz yaşlarınıza hakim olamayabilirsiniz. Öyle olursa diyebilirim ki bu benim taş kalpliliğimden kaynaklanmıştır. 😉

Amy Winehouse’un Düştüğü Boşluk

Filmde kısıtlı anlarda gördüğümüz kadarıyla Amy çok üretken olmayan bir söz yazarı olduğunu söyleyerek; hayattan ve yaşadıklarından beslendiğini anlatıyordu. Bu beslenme ile hayatın içinden kimi zaman dinleyeni gülümseten sözlere sahip eski sevgilelere yazılmış şarkılarını dinliyorsunuz. Ve sonrasında kendi özel hayatındaki düşüşlerin yansıdığı derin şarkıları da.

Amy küçük yaştayken ayrılan babası ve annesinin ayrılığının derin yaraları sanki onun yetişkinliğe adım attığı dönemde “Eş olmayı”, “Delice aşık olmayı” ve “çocuk sahibi olmayı” tutkulu şekilde arzulamasına ve bu arzularına ulaşamadıkça da derin bir boşluğa düşerek alkol ve bağımlılığın içine düşmesine sebep oluyor. Ve bu süreç, çıkış ve inişlerle bizi hikayenin sonuna götürüyor.

Reklam

Back To Black Filmini Kimler İzlemeli?

Bu trajedik hikayeyi ve sadece filmdeki sorunları izleyince insan “Ah be Amy keşke bunları bu kadar kafana takmasaydın” demeden edemiyor.

Ama ince ruhlu ve yaralı kalpli bir isim o.

Amy Winehouse ya bizim ülkemizde yaşayan bir genç olsaydı neler olurdu acaba?

Peki gelelim “Back To Black Filmini Kimler İzlemeli?” sorusunun cevabına : Bir baş yapıt olmasa da özellikle Amy Winehouse ve onun tarzındaki müzikleri sevenler için hafta sonunda iyi bir alternatif olan “Back to Black” filmi “Bohemian Rhapsody”den biraz aşağıda “I Wanna Dance With Somebody”den ise biraz yukarıda bir film olarak sizleri bekliyor.

İzleyeceklere şimdiden iyi seyirler

Reklam

Tolga Yiğit

Devamını Okuyun

Köşe Yazıları

“Cadı” Filmi Yorumu – Tolga Yiğit Yazdı

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Cadı” adlı romanından uyarlanan film, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş günlerinde, genç bir dul olan Fikriye’nin zorla evlendirildiği Naşit Nefi Efendi ve yaşadığı köşk hakkındaki “cadı” söylentilerinin ardındaki gizemi çözmeye çalışırken gelişen olayları konu ediniyor. Peki Cadı Filmi İzlenir mi?

Yayınlandı

on

Yazan

Radio Mood App

“Cadı” filmi izlenir ve özellikle korku gerilim filmi severler için haftanın dikkat çeken yapımlarından birisi olarak karşımızda…

Korku sineması denilince ülkemizde konular; üç harfliler, karabasan, kötü ruh gibi dar bir alan içerisinde hikayeleştiriliyor.

Bu film bize Hüseyin Rahmi Gürpınar‘ın eserinden esinlenerek farklı ve güzel bir korku filmi izletmeyi başarıyor.

Reklam

Hikayesindeki bu farklılıklar çok fazla ters köşelere sahip olmamasına rağmen benim hoşuma gitti. Baştan sona dikkatiniz dağılmadan filmi izleyebiliyorsunuz. Belki kimi izleyiciler sadece filmin temposunun hızlanabilmesi için 5 ila 10 dakika arasındaki bir sürenin kısaltılması gerektiğini de düşünebilir; ama, bunun dışında keyifle izlenen bir yapımla karşı karşıyayız. Ayrıca, oyunculuk da başarılıydı. Film, haftanın i

lgiyi hak eden yapımlarından birisi. İzleyeceklere şimdiden iyi seyirler diliyorum…

Tolga Yiğit

Devamını Okuyun

Köşe Yazıları

Geçtiğimiz Haftanın En Çok İzlenen Dizi ve Filmleri (18 – 24 Mart 2024)

Yayınlandı

on

Yazan

Radio Mood App

Türkiye’de geçtiğimiz hafta en çok izlenen 10 Dizi ve 10 Film (18 – 24 Mart 2024) Dijital Platform Top 10 Listesini İnceleyin

Dijital Platform Top 10

(18 – 24 Mart 2024) haftasında Türkiye’de Dijital Platformlarda En Çok İzlenen filmler ve dizilerin listesini aşağıdaki grafiklerde bulabilirsiniz.

Geçtiğimiz hafta ülkemizde en çok hangi dizi ve filmler izlendi? Sadece TRT’nin yayında olduğu yıllarda izlediğimiz Shogun dizsinin yeni versiyonu bu hafta dijital platformlar dizi listesinde zirvede yer aldı. Film listesinde Bar Fedaisi filminin yeniden uyarlaması Prime Video’yu zirveye taşıdı.

Bakalım sizin izlediğiniz diziler ilk 10’a girebilmiş mi?

Reklam

 www.justwatch.com’un verilerine göre işte en çok izlenen diziler ve filmler : 

Türkiye’de En Çok izlenen 10 Dizi Hangisi (18 – 24 Mart 2024)

Avatar The Last Airbender animasyonun diziye uyarlanması merakla bekleniyordu ve ilk sezonu yayınlandı. Tabi ki bu büyük bekleyiş izlenme sırlamasında ilk hafta iyi başarı yakalamışken artık dizi 6. sıraya düşse de çok izlenmeye devam ediyor.

Listesinin Zirvesinde her hafta Disney Plus’da yeni bölümü yayınlanan FX yapımı Shogun var. Prime Video’nun Invincble animasyonu da 7. basamakta kendine yer bulmuş. Netflix’in merakla beklenen dizisi 3 Cisim Problemi ise Shogun’ı geçemeyerek 2. sırada yer aldı.

Türkiye’de En Çok izlenen 10 Film Hangisi (18 – 24 Mart 2024)

En çok izlenen filmler listesinde merhum Patrick Swayze’nin popüler filmlerinden Bar Fedas’nin Prime Video için yeniden uyarlaması yer aldı. Damsel 8. sırada yer alırken, What Happened to Monday orijinal isimli Yedinci hayat filmi Tv Plus’da yayınlanmaya başlayınca listede de 3. sırada iyi bir yer buldu.

Netflix ve Disney Plus’ın arşivine dahil olan Asfaltın Kralları filimide haftanın en çok izlenen 5. film olmayı başardı.

Reklam

Not: JustWatch Akış Grafikleri, JustWatch web sitesindeki ve mobil uygulamalasındaki kullanıcı etkinliğine göre hesaplanır. Bu, bir yayın teklifine tıklamayı, izleme listesine bir başlık eklemeyi ve bir başlığı ‘görüldü’ olarak işaretlemeyi içerir. Bu veriler ayda 40 milyondan fazla film ve TV şovu hayranından toplanıyor. 140 ülke ve 4.500 yayın hizmeti için günlük olarak güncellenmektedir.

Devamını Okuyun
Reklam

En Çok Okunanlar