Bizimle iletişim kur
Yazarlık Başvurusu

Sinema

Suikast Treni Yorum! Nasıl Bir Film? Eleştiri Yazısı I Tolga Yiğit Yazdı

Yayınlandı

Tarih

Suikast Treni Film 09

Suikast Treni İnceleme Yazısı

Ayrıksı Kitap

Brad Pitt’in Fight Club, Troy ve Mr and Mrs Smith filmlerinde dublörlüğünü yapmış olan ve kariyerinde bundan sonra aksiyon sahneleri koreografı ve yönetmenliği yapıp sonrada Yönetmenliğe geçmiş olan David Leitch imzalı Suikast Treni ile karşı karşıyayız.

Suikast Treni izlenir mi?

John Wick ve Deadpool 2 filmlerinde imzası olan yönetmen bu filminde John Wick’in esprili bir alternatifini (Brad Pitt – Uğur Böceği) trene bindirmiş gibi duruyor. Ayrıca film Deadpool filmleri kadar geveze ve esprili, Guy Ritche filmleri gibi birbiri ile bağlantısızmış gibi gözüken çoklu hikayelere sahip. Ve yine Ritche filmlerinde olduğu gibi finalde süprizlerle bu hikayelerin sahiplerinin yollarının kesişmesi üzerine kurulu.

Ama

Bu filmleri seviyorsanız film size göre diyebilirim. Ama bu kadar fazla unsurun (John Wick + Deadpool + Guy Ritchie filmleri) bir arada olması izlerken biraz da yorucu geliyor.

Yani bazen malzemeyi bol kullanmak yemeği iyi ve lezzetli yapmıyor. Filme gittiğinizde ilk 50 dakika çok diyalog olmasından dolayı belki de filmden sıkılabilirsiniz. Ya da bu bölümde sık sık anlatılan çocuk çizgi filmini siz de severek izliyorsanız hiç sıkılmayabilirsiniz ve kolayca filmi izlersiniz. Sıkılırsanız tavsiyem sonuna kadar sabırla bekleyin.

Kitap Uyarlaması

Film bir Japon kitap üçlemesinin ikinci kitabından alınmış. Proje gişede tutarsa diğer kitaplar da film olur. 3 kitaptaki olaylar ve hikaye birbirinden bağımsız ama yine aynı suikastçilerin etrafında dönüyor. Aldığım duyumlara göre (çünkü ben daha kitabı okuyamadım) kitap filmden daha iyi.

Reklam

Konuk Oyuncu Süprizi

Filmde iki tane konuk oyuncu var. Bunlardan birisi gerçekten komik iki sahnede trendeki yolcu olarak karşımıza çıkarken diğer oyuncu filmin sonunda göründüğünde büyük heyecan uyandıran bir isim. Aynı zamanda bu oyuncu film boyunca adından bahsedilen ama en sonlarda 4-5 saniye gördüğümüz başka bir suikastçıyı canlandırıyor.

Yukarıdaki referanslar eşliğinde artıları ve eksileri gözden geçirip filmi izleyip izlemeyeceğinize siz karar verin. John Wick, Deadpool ve Guy Ritchie sevenler için kafa boşaltmalık iyi bir hafta sonu pop corn filmi.

Tolga Yiğit

Videomuzu da İzleyin

Suikast Treni Türkçe

Reklam

Sinema

Güney Kore Sinemasının En İyi Gerilim Filmleri – 2

Yayınlandı

Tarih

Yazar

Güney Kore Sinemasının En İyi Gerilim Filmleri – ana resim
Ayrıksı Kitap

Kore sinemasının en iyi gerilim filmleri yazı dizimizin 2. bölümü ile karşınızdayız. İşte ikinci 10 filmlik liste

10) The Housemaid (2010)

1960 yapımı olan Güney Kore gerilim klasiğinin aynı isimle günümüze uyarlanmış hali olan bu film, orijinaline göre pek çok yönden farklılıklar taşıyor. Öncelikle orijinal filmde sınıf çatışması çok belirgin değilken; bu filmde hizmetçi kadın ile yanında çalıştığı aile arasında çok ciddi bir sınıf farkı yaratılıyor. İki film arasındaki dönem farkından ötürü her iki filmin de ana teması olan erotik gerilim unsuru ise bu filmde daha göz alıcı şekilde ele alınıyor.

9) The Call (2020)

28 yaşındaki Kim Seo, hasta annesini ziyaret etmek için yola çıktığı sırada telefonu kaybettiğini fark eder. Ancak çocukluğunun geçtiği eve vardığında eski tip bir kablosuz telefon bulacaktır. Hatta bulmakla da kalmaz bu telefon sayesinde Young-sook isminde genç bir kadınla da konuşma imkânı bulur. Bir süre sonra fark eder ki telefonun karşısındaki kadın aynı evde yaklaşık 20 yıl önce yaşamış olan biridir. Başta merak ve heyecanla başlayan konuşmaları bir süre sonra şiddet dolu bir gerilime evrilecektir.

8) Montage (2013)

15 yıl önce gerçekleşen bir çocuk kaçırma olayı, yıl aşımı dolayısıyla sonuçlanmadan kapanmak üzereyken suç mahalline bırakılan bir çiçek ve hemen ardından aynı metotlarla gerçekleştirilen başka bir çocuk kaçırma vakası ile yeniden açılır. Pek çok Güney Kore yapımı intikam filmlerinde olduğu gibi bu filmde de suç ile masumiyet iç içe geçecektir.

7) A Hard Day (2014)

Reklam

Pek ahlaklı sayılamayacak polis memuru Ko, yakın zamanda kaybettiği annesinin cenazesine yetişmeye çalışırken yolda evsiz bir adama arabasıyla çarpar. Zaten rüşvetle yargılanabileceğini düşündüğü bu günlerde bir de adam öldürmek suçundan dosyasını kabartmak istemediğinden adamın cesedini ondan kurtulmak üzere arabasının bagajına koyar. Ancak cesetten kurtulmaya çalışırken kendini bambaşka belaların içinde bulacaktır.

6) Forgotten (2017)

Jin-seok, annesi, babası ve abisi ile birlikte yeni evlerine taşınmanın heyecanı içerisindedir. Ancak yeni evlerinde, özellikle de geceleri duyduğu bazı sesler onu huzursuz etmektedir. Bir akşam, abisi Yoo-seok’un kaçırıldığına şahit olur ve buna engel olamaz. 19 gün sonra abisi hiçbir şey olmamış gibi eve geri döner. Bu andan sonra evdeki hiçbir şey Jin-seok’a alışık olduğu şekilde görünmeyecek ve evlerindeki ailenin onun gerçek ailesi olmadığı yönünde hem tuhaf hem de ürkütücü bir şüpheye kapılacaktır.

5) Tell Me Something (1999)

2000 öncesi Güney Kore sinemasının en iyileri arasında olan bu film, 2001 yılı New York Kore Film Festivalinde de kendine yer bulmayı başararak ismini yurt dışına da taşıyabilmişti. Filmin, Se7en (1995) filminden etkilendiği çok açık ortada olsa da özellikle gerilim dolu karanlık atmosferiyle film, korkunç ve merak uyandırıcı olmayı başarıyor.

4) Voice of A Murderer (2007)

Ünlü haber spikeri Han Kyung’un 9 yaşındaki oğlu, ardında hiçbir iz bırakmadan bir gün kaybolur. Daha sonra eve gelen bir telefonla Han Kyung öğrenecektir ki oğlu fidye için kaçırılmıştır. Fidyeci 100 bin Dolar karşılığında çocuğun serbest kalabileceğini söyler. Ancak annenin işin içine polisleri karıştırması ve bunun da fidyeci tarafından fark edilmesi sonucu Han Kyung ve eşi çocuklarını kurtaramazlar. İlerleyen günler ise aile için çok daha sıkıntılı geçecektir.

3) Confession of Murder (2012)

Choi Hyeong kendini, 1986 ve 1990 yılları arasında işlenen 10 kadın cinayetinin zanlısını yakalamaya adamış bir detektiftir. Aslında seri katili yakalayama çok yaklaştığı bir an katili elinden kaçırmış; ama katili kaçarken omzundan vurmayı da başarmıştır. İşlenen cinayetlere ilişkin dosya 15 yılın ardından süre aşımı sebebi ile kapanacakken Lee Doo isminde bir adam televizyonların karşısında seri katilin kendisi olduğunu açıklar. Hatta işlediğini iddia ettiği cinayetlerin hepsini en küçük ayrıntısına kadar kaleme alıp kitaplaştırmıştır bile. Detektif Choi ise katilin o olmadığına, karşılarında bir üçkâğıtçının bulunduğuna adı kadar emindir.

2) No Mercy (2010)

Reklam

Adli tıp uzmanı Doktor Kang Min, uzun ve yorucu çalışma hayatının ardından emekli olmanın ve kızıyla birlikte vakit geçirmenin hayalini kurmaktadır. Ancak şehirde işlenen korkunç bir cinayet onun emeklilik hayallerini de suya düşürecektir. Tüm uzuvları gövdesinden ayrılmış bir şekilde bulunan genç bir kadın cesedi, Doktor Kang Min’i geçmişte aldığı bazı kararlarla da yüzleşmek zorunda bırakacaktır.

1) The Housemaid (1960)

Güney Kore sinemasının en iyileri arasında gösterilen bu klasik film, 2007 yılında Martin Scorsese tarafından kurulan “World Cinema Foundation” projesi kapsamında restore edilerek deyim yerindeyse yeniden gün yüzüne çıkartılmıştır. Sıradan bir ev hayatından çıkabilecek gerilim dolu erkek-kadın ilişkilerini muazzam bir sinema diliyle anlatan bu film, son sahnesiyle bir miktar güç kaybetse de günümüzde dahi izleyicisini kışkırtıcı hikâyesiyle etkilemeye devam ediyor.

Devamını Okuyun

Sinema

Dert Etme Sevgilim Film İncelemesi

Dün biletinial’ın daveti ile özel ön gösterimde Harry Styles ve Florence Pugh’ın başrollerini paylaştığı ve yönetmenlik koltuğunda da Olivia Wilde’ın oturduğu Dert Etme Sevgilim’i izledik ve sizler için yorumluyoruz.

Yayınlandı

Tarih

Yazar

Dert Etme Sevgilim Gösterim Gaslası
Ayrıksı Kitap

Posterlere bakıp ” Romantik/Komedi filmine gidiyorum” algısına sahip filmin türü gerilim aslında. Aklıma takılan da filmin başından beri bu ve posterde yazan ”Hak ettiğin hayatı yaşamaya hazır mısın?” mottosu oldu. Posterle türün ve bu yazının uyumsuzluğu çok garip olmasına karşın film romantik bir film olarak başlayıp yavaş yavaş konusuna giriyor fakat ilk 30 dakika.. sadece fan service olarak gördüğüm ve sohbet karmaşası ile beni çok yoran ve sıkan bir 30 dakikaydı. İzlerken kendi kendime ”Film için yakışıklı ve güzel oyuncuları alıp oyunculuk performansı izletmek yerine fan service ile göz boyuyorlar sanırım” dedim. Neyse ki sadece ilk 30 dakikada bulunuyor bu fan service sahneleri. Ayrıca filmin türüne tam olarak gerilim demek doğru olmaz.

Dert-etme-sevgilim-posterimsi-1

Bilimkurgu/Gizem/Gerilim/Romantizm/Komedi beşlisi arasında git gel yaşıyor yazmak daha doğru olur. Ayrıca birkaç sahnede tempo gereksiz yavaşlıyor ve sanırım benim anlamadığım birkaç gönderme de var. Bunlar film içinde hiçbir şekilde açıklanmıyor ve amaca hizmet etmiyorlar. Bu detayları film çıktıktan sonra sizler için derleyip açıklamasını yapacağız.

dert-etme-sevgilim-2-1

Harry Styles’ın Oyunculuğu Nasıl ?

Kötü yorumlar ile başlamışken devamını da getireyim, birkaç sahnede Harry Styles yerine keşke biraz daha role girebilen birisi olsaymış diye iç geçireceksiniz. Senaryo bakımından harika olan birkaç sahneyi Harry Styles maalesef orta sınıf bir oyuncu olarak oynamış. Role tam adapte olabilen birisi olsa Oscar bile alır size o kadar söylüyorum. Birkaç sahnede de Chris Pine için bu role olmamış dedim. Chris Pine aslında genel olarak başarılı bir oyuncu olsa da bu filmde de onun yerine çok daha başarılı olabilecek bir isim var. The Boys dizisi ile ünlenen Antony Starr. Birkaç sahnede Chris Pine soğukkanlı tavırlar sergiliyor ve başarılı da yapıyor bunu fakat orada Antony Starr olsa film ödüller içinde yüzecekti belki de. The Boys dizisinden zaten performansını hepimiz biliyoruz. O soğukkanlı Homelander karakterini yaşayış ve canlandırışını. Cast seçimini ”isimler ünlü olsun da performans ikinci planda kalsa da olur” olarak sınıflandıracağım.

dert-etme-sevgilim-1-1

Filmin benim için olan kötü kısımları bu kadar. Şimdi de biraz iyi kısımlarından bahsedelim. Mesela Florence Pugh.. Role kendini sokuşu, karakteri yaşayışı ve o final sahnesindeki performansı çok başarılıydı ancak senaristlerin de hakkını vermek gerek. İzlerken sizi sürekli ”Noluyor ya?” diye meraklandıran, açıklama sahnelerinde ise ”Vay be” tarzı tepkiler verdirten senaryo yazmak her yiğidin harcı değildir. Ayrıca Pugh’un karakter gelişimini bu yıl çıkan filmerindeki en iyi karakter gelişimlerden birisi olabilir.

Dert Etme Sevgilim filmi ile ilgili benim yorumlarım bu kadardı. Filme gitmenizi kesinlikle tavsiye ediyor ve tekrardan biletinial’a ve Warner Bros.’a teşekkürlerimi iletiyorum. Dert Etme Sevgilim 23 Eylül’de Vizyonda!

Devamını Okuyun

Sinema

Dert Etme Sevgilim Yorumları

Yayınlandı

Tarih

Yazar

Dert etme sevgilim afis
Ayrıksı Kitap

Son yıllarda adından sıkça söz ettiren Florence Pugh en iyi imzasını atmış olabilir.

Hak ettiğin hayatı yaşamaya hazır mısın? Başrollerini Harry Styles ve Florence Pugh’ın üstlendiği Don’t Worry Darling (Dert Etme Sevigilim) cuma günü vizyonda. Change Up, Tron Leagcy gibi filmler de yer alan hem oyunculuk hem de yönetmenlik yapan Harry Styles’in İş Ortağı Olivia Wilde yönetmen koltuğuna oturdu. Oyuncu kadrosu oldukça kaliteli filmde Gemma Chan, Chris Pine, Olivia Wilde ve Kiki Layne gibi isimler yer alıyor.

Amerikan Erotik, gerilim ve psikoloji kategorilerinde değerlendirilen film. 1950 lerde mükemmel bir hayat yaşarken rahatsiz edici gerçeklerin ortaya çıkmasıyla hayatı bambaşka bir hal alan bir kadının hayatına odaklanıyor. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. En sevdikleriniz bile karanlık sırlar saklıyor olabilir. Katie Silberman’ın kaleme aldığı film 23.09.2022 tarihinde vizyona girmeye hazırlanıyor.

Film Nasıldı?

Uzun zamandır izlediğim iyi filmlerden biriydi. Bazı filmler vardır sadece bir kere izlersiniz, bu film iki defa izlenicek bir film olmuş. Süre olarak diyalog olarak çok uzun olsada konu işleyişi bakımından gayet kaliteli olmuş 2 saat boyunca izleyeceğiniz her şey sonuca varıyor. Hiçbir şey cevapsız kalmıyor. Gelelim oyunculuklara, Florence Pugh ile Alice karakteri arasında çok ince bir çizgi var resmen karakteri yaşıyor. Tepkileri, surat ifadeleri asla sırıtmıyor ama Harry Styles öyle değil. Evet o da güzel rol yapıyor ama asıl önemli olan bize aktarılan duygular. Böyle 5 yaşındaki çocuk sinirlenir de “Ay çen çinirlendin mi?” diye tepki verirsiniz ya. Aynı o şekilde bir kaç bağırması var. Ben ciddiye alamadım. Genel olarak yönetmen Olivia Wilde’de çok iyi deli dolu bir kadın olan Bunny karakterini canlandırıyor. Bunun yanında Olivia Wilde filmde hem oyunculuk hem de yönetmenlik yaptığı için aşırılı başarılı iş çıkartmış. Mekan, çekim açıları, dans kareografileri hepsi izleyiciyi kendine çeken şekilde hazırlanmış. Yardımcı oyunculardan Gemma Chan ve Chris Pine da aşırı çekici bir ikili olmuşlar. Keşke daha fazla sahnelerini görebilseydim dedim. Ekstra olarak film +16 olmasına rağmen +18 seviyesinde sevişme sahneleri vardı. Bunlar hepimizin bildiği şeyler ama ben bu filmi ailem ile izleyemem.

Film konusal olarak daha da dikkat çekici Truman Show, İnception, WandaVision ve benzeri bir çok yapımdan benzerlikler bulunduran filmin sonunu tahmin etseniz bile ufak ta olsa ters köşe yaşıyorsunuz. Psikolojik acı çeken margaret karakteri hakkında konuşmayacağım, aşırı etkilenmiş ve değişik duygulara girmiş olabilirim. Bu karakterin sahnelerini izleyip kendiniz karar verseniz daha güzel olur. Filmin afişine bakarak Romantik – Dram filmi diye düşünmeyin. Biz Biletinial özel gösteriminde erkenden izledik. Film Cuma günü vizyonda olacak. Haftasonunuzu değerlendirmek için güzel seçim olabilir. Filmin fragmanını sizler için bıraktım şimdiden iyi seyirler.

Devamını Okuyun

Popüler